3/9/2009 - Biliyorum Bu Yara Hiç Kapanmayacak....

Biliyorum sevmeyeceksin beni... İncitip üzeceksin... Telefonlarıma cevap vermeyeceksin... Cevap versen bile öyle yorgun öyle isteksiz çıkacak ki sesin bir küfür gibi... Biliyorum sevmeyeceksin beni...İncitip üzeceksin... Sevmeyeceksin beni... Biliyorum bu şehri bana dar edeceksin... Çünkü anladın; sevgimden tanıdın beni. O yanık o hasta bakışımdan... Uçuruma atlar gibi sevdalandığımdan... Sevmek deyince hemen ardından ölüm dememden anladın... Anladın ve kardeşini bir kâbustan uyandırır gibi çırılçıplak bir gerçeğe uyandırdın beni uyandırdın ve kaçtın... Çünkü sen de benim gibiydin... Sen de benim gibi seni sevmeyeni sevdin hep. Bakışından hissettim bunu kokundan dokunuşundan...
Beni sevmeyecektin biliyorum ama... Ama öyle susamıştım ki kendim gibi birini sevmeye... Öylesine muhtaçtım ki gerçekten incitilmeye gerçekten acı çekmeye kendim gibi birini özlemeye öylesine muhtaçtım ki seni tanır tanımaz çözüldüm... Sana da olmuştur... Öylesine susamışsındır ki sevilmeye kendin gibi birini bulunca tutamaz kendini her şeyi o an garip bir telaşla söylersin... Hatta söylerken anlarsın söylememen gereken şeyleri söylediğini hissedersin battığını giderek çıkmaza girdiğini... Ama yine de engelleyemezsin kendini tutamazsın. Aleyhinde (evet aleyhinde; aşk en büyük rekabet değil mi artık bu şehirde) olabilecek her şeyi söylersin... Üstelik bunu anladıkça daha da batırmak istersin kendini... Biraz daha zor duruma düşürmek... Daha da kaybetmek daha da dibe batmak istersin. Sanki bile isteye kendi mutluluğunu kendi elinle bozmak istersin... Kendinden gizli bir öc alır gibi. Sanki hiç mutlu olmak istemiyormuş gibi... Sanki hiç sevilmek istemiyormuş gibi... Bir tür gurur muydu bu?..
Bir gün nasılsa ve hiç olmadık bir anda alınıp kopartılmadan kendi ellerimizle onu yok etmek bizim gibilerin mutluluğuna tahammül edemeyen bu hayata bu hayatın zorba kurallarına bir türlü başkaldırmak mıydı?..
Bir şizofren çocuk tanımıştım bir gün. Tam karşımda oturuyordu. Gencecik yakışıklı bir çocuktu. Şizofren olduğunu biliyordu. Biliyordu iyileşemeyeceğini... İki de bir önce kolunu uzatıp sonra avucunu açıyor; Mutluluk avuçlarımdaydı yakalamıştım ama kaçtı diyor kaçtı derken avuçlarını boşluğa kapatıyordu... Hiç unutmuyorum bu hareketi defalarca yapmıştı...
Yine hiç unutmuyorum; burjuvalara özenen bir ailede büyüdüm ben. Görgü (Muaşeret Kuralları) kitabı yemek masasının üstünde dururdu hep. Annem o kitabı defalarca ezberletirdi bize. Yemeğe nasıl oturulacak? Çorba nasıl içilir? Kaşık nerede çatal nerede durmalı? Balık nasıl yenir? Peçete nasıl katlanır? Yemek yerken ne konuşulmaz? Kadınlar merdivenden inerken önde mi arkada mı olmalıdır? Sinemada nasıl oturulur? Her şey... Her şey örneğin esnemek esnerken ağzın kapatılması bile öyle ciddiye alınırdı ki bu yüzden geceleri annemin yatak odasından gelen derin hıçkırıklarına bir anlam veremezdim... Çünkü o Görgü Kitabında bir gece vakti nasıl ve niye derinden hıçkırılır adlı bir bölüm hiç olmazdı...
Ben de eskiden senin gibi saftım. İnanırdım bu dünyada bile şölenler olacağına... Bu dünyada anne baba kardeşler bir sofrada lekesiz bir mutluluk yaşayabilirler diye inanırdım... O kasvetli Görgü Kuralları kitaplarına rağmen inanırdım.. !
Önce dediğim gibi başlardı her şey. Herkes bir arada sonsuz mutlu gibi... Sonra birden beklenmedik bir şey olur biri ağlayarak arka odaya kaçardı... İçeriden arka odadan ağlamaklı sonsuz küskün sesler gelirdi; Bıktım artık bittim usandım hepinizden gideceğim buralardan yetti artık!..
Ben de senin gibi saftım o zamanlar... Gidilecek neresi vardı ki derdim... İşte hep birlikteyiz... Alemi var mı bu mutluluğu bozmanın�
Sonraları çok sonraları anladım. Meğer biz bizim aile. Herkes tesadüfen bir araya gelmişiz. Tesadüften de öte... Biz... bizim aile herkes aslında hiç istemeden nedeni bilinmeyen bir zorunluluk sonucu bir araya gelmişiz...Sanki bizi bir araya getirmek için görünmeyen bilinmeyen karanlık güçler işbirliği yapmış... Aslında biz bir araya gelmemek için yaratılmışız. Hayatın en büyük yanlışıymış bizim bir arada olmamız!.. Evet; çok geç anladım... Bıraktım lekesiz mutlulukları; ben kavgasız üzüntüsüz bir pazar sofrası özlerken aslında herkes... Annem babam kardeşlerim o evden uzaklara hiç dönmemek üzere çok uzaklara gitmek isteyip bir türlü gidemeyenlerin sonsuz bekleme durağıydı bizim evimiz...
İşte bu yüzden sevmek benim için bir tutsaklıktı tuzaktı böylesi sevip bağlanmak. Uzaklara çok uzaklara gitmek isteyenleri engellemekti. Sevgi yüzünden bizim ailedeki herkes istediği yere gidemiyordu... Birbirimize duyduğumuz sevgi aynı zamanda bizi birbirimize düşman ediyordu...
Hem biz... Bizim aile... Güneşli bir günde ansızın başlayan sağanak yağmurlar gibiydik... Bu yüzden hep hırçın hüzünlü kırgındık... Bu yüzdendi her şey iyi çok iyi gidiyor sanırken içimizde yükselmesine bir türlü engel olamadığımız o felaket duygusu...
Anlamıştım. Senin de ailen böyleydi. Üstelik öyle severlerdi ki sizi bir gün hiç olmadık bir anda aslında istenmeyen çocuklar olduğumuzu söylerlerdi size!.. Sana ya da kardeşine... Tesadüfen dünyaya geldiğinizi... Beklenmedik bir misafir olduğunuzu!.. Aksi gibi istikbaliniz için hiç bir şeyi esirgemediklerini söyledikten sonra söylerlerdi böyle sıradan şeyleri!.. Sizin için... Senin için hiç bir fedakarlıktan kaçınmadıklarını söyledikten sonra...
Senin de ailen benimki gibiydi... Güneşli bir günde ansızın başlayan sağanak yağmurlar gibiydi... Bu yüzden sen de benim gibi hırçın hüzünlü kırgınsın her şeye... Yıllar önce tanıdığım o şizofren çocuk gibi; tam mutluluğu yakalamışken kaybetmiş gibisin hep...
Ben beni istediği gibi sevmemiş olan annemin hayaletini imkansız kadınlarda... Sen seni istediğin gibi sevmemiş olan babanın hayaletini arıyorsun imkansız erkeklerde...
Biliyorum ne ben o kadını bulacağım ne sen o erkeği bulacaksın... Ve ne acı ki hep bizi sevmeyecek olanları seveceğiz ikimiz de... Ne acı ki hep bizi incitip üzenlere bağlanacağız... Telefonlarımıza çıkmayanları... Çıksa bile bir küfür gibi konuşanlara tutkuyla sevdalanacağız... Bizden bir çift güzel laf esirgeyenleri özleyeceğiz... Ölesiye amansız seveceğiz onları...
Biliyorum o yüzden odan böyle... Güncelerin ortalık yerde... Kitapların orada burada... Anıların saçılmış ortalık yere... Her şeyin darmadağın... Biliyorum bu yüzden Düzenden adı Düzen olan her şeyden nefret ediyorsun... Sen de benim gibi; toparlayıp da ne yapacağım düzenli olunca ne olacak; sonunda bir gün birileri gelip her şeyi biriktirdiğim düzenlediğim üzerine özenle titrediğim her şeyi daha önce hep olduğu gibi hiç beklemediğim bir anda savurup bozup gitmeyecek mi diye düşünüyorsun...
Biliyorum sen benim için hiç bir zaman ulaşamayacağım annemin hayaletisin... Ailemdeki insanlar gibisin... Çok romantik çok duygusal çok yaralı... Onlar da senin gibi seninkiler gibiydi... Aklı başında mazbut insan rolünü oynamaktan ve ertelenmiş düşleri yüzünden yorgun düşmüş yarı çılgınlardı... Hepsi yanlış evde ve yanlış bir yerde yaşadıklarını söylerlerdi... Düşleri çok garipti... En kısa yolculuk bile onları yorduğu halde okyanusları aşmayı ve başka kıtalara gitmeyi düşlerlerdi...
Yine aradım seni yoksun... Bulsam benimle küfür gibi konuşacaksın... Bir kere çözüldüm sana... Bir kere sana senin gibi olduğumu hissettirdim... Oysa baştan beri biliyordum; sen seni sevmeyenleri seversin. Tıpkı benim gibi... Ama öyle özledim ki kendim gibi birini sevmeyi... Öyle özledim ki kendim gibi biri tarafından incitilmeyi üzülmeyi...
Yine aradım seni yoksun... Beni de birileri arıyor... Beni de kendi gibi birini sevmeyi özleyenler arıyor... Kendi gibi biri tarafından incitilmeyi üzülmeyi özleyen birileri arıyor. Hiç cevap vermiyorum... Ben seni istiyorum seni arıyorum... Kayıtsızlığınla beni yok ediyorsun geride sen kalıyorsun. Ama seni de biri yok ediyor... Aslında bu oyunda herkes birbirini yok ediyor... Ben birilerini o birileri başkalarını. Sen beni... Seni bir başkası...
Hem çok iyi biliyorum; beni sevsen bile hiç kapanmayacak bu yaram... Seni biri sevse de hiç kapanmayacak yaran... Hiç kapanmayacak!.. Avuçların hep boşa kapanacak. Tıpkı MUTLULUK AVUÇLARIMDAYDI,YAKALAMIŞTIM AMA KAÇTI diyen o şizofren genç gibi... Belki yüzümüzde kin ve nefret yerine yaşananların vermiş olduğu sıcak tebessümle biraz olsun acıyı unutup mutluluğu yakalayabiliriz.Evet...Belkide...Belkide bir gün bir yerlerde hatta verilen sözler gibi aynı gün aynı saatte aynı yerde...:)
ALINTI
|
|
Yorum yaz!
|
|
Hakkımda
Kırılgan bir çocuğum ben Yüreğim cam kırığı Bütün duygulardan önce Öğrendim ayrılığı Saldırgan diyorlar bana Oysa kırılganım ben Gözyaşlarım mücevher Saklıyorum herkesten Ürküyorlar gözümdeki ateşten Ürküyorlar dilimdeki zehirden Ürküyorlar o dur durak bilmeyen gözükara cesaretimden Diyorlar:Bir yanı sarp bir uçurum, Bir yanı çılgın dağ doruğu. Oysa böyle yapmasam ben Nasıl korurum İçimdeki çocuğu? Bir yanım çılgın nar ağacı Bir yanım buz sarayı
Bağlantılar
Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Kategoriler
Ücretsiz Online Sayaç Servisi
Online Sayaç
Arkadaşlarım
Blogcu Yardım geceninrengi34
|